Wednesday, July 21, 2010

Asya'da İlk Durak: Kathmandu

“Namaste, welcome to Nepal” diyerek elimizi sıkan güleryüzlü vize memurlarıyla selamlaşırken nasıl bir yere geldiğimizin pek de farkında değiliz. Kathmandu havaalanı 60'lardan kalma: Görevlilerin kıyafetlerinden, dükkanlara, vantilatörlerden, bagaj arabalarına, tuhaf bir bezginlikle karışmış bir eskilik.

Kapının önüne çıkar çıkmaz turist- satıcı oyunu başlıyor. Otele götürmek isteyenler, bavulunu çekiştirmeye çalışanlar, ille de benim taksiye bin diyenler, how are you ne var you where are you from'lar, gelir gelmez bir basıyor insana. Beyazlığımız Avrupa'da kar etmediği gibi burda da başımıza bela oluyor.

Nepal fakirler fakiri bir ülke. Otuz milyonluk ülkenin yarısı günde bir doların altında yaşıyor. Yolsuzluk almış yürümüş, durmadan hükümet değişiyor, protestolar yalandan işliyormuş gibi yapan demokrasiyi adam etmeye yetmiyor. Sokaklar leş gibi, her yer kokuyor, insanlar maskelerle dolaşıyor hava kirliliğinden. Köşebaşlarında kurulmuş derme çatma kasaplar, inşaat içlerinde hamur kızartıp satanlar, dilenciler, her bir yandan her an fırlayabilen motorsikletler, 24 saat kesintisiz devam eden köpek havlamaları ve korna sesleri Kathmandu'da günlük hayatın vazgeçilmezleri. Bu arada sabah, öğle akşam günde en az 7-8 saat elektrik kesiliyor. Akıllara mistik bir huzur diyarı olarak yerleşen Kathmandu, aslında klasik bir üçüncü dünya getto metropolcüğü.


Kathmandu'ya gelen turistler genelde bu hengameyle çok muhattap olmuyorlar zira çok cüzzi miktarlara çok konforlu bir tatil yapmak mümkün. 8 dolara bile merkezde banyolu iki kişilik bir oda alınabiliyor, 3 liraya harika bir yemek yenebiliyor. Gelenlerin çoğu da hemen bir tur ayarlayarak şehirden uzaklaşıyor zaten; trekkinge, raftinge, kayakinge, parasailinge gidiyor.


Biz öyle şeyler yapmıyoruz. Milli parklara, dağlara, göllere gitmek istiyoruz ama önce burada ne olup bittiğini bir anlamak istiyoruz. Hem acelemiz yok. Uzun bir seyahate çıkmanın en güzel tarafı, herşeyi dakika dakika planlamak zorunda olmamak. Zor tarafı ise bir şey beğendiğinde hem paran az olduğundan hem de taşıyamayacağından alamamak, devamlı ne kadar harcadığına dikkat etmeye çalışmak, çünkü daha az harcadığın her kuruşla bir memleket daha görebileceğini hesaplamak.

Seyahat ederken yapmayı en çok sevdiğim şeyin en hardcore versiyonunu burda yapma şansımız oluyor, Nepalli bir ailenin evinde iki gün misafir oluyoruz. Kathmandu'nun merkezinde bir gecekondu mahallesinde (ya da normal, çünkü burada bütün evler böyle gibi) 3 katlı bir ev. Her katında odalar var, her odada bir aile kalıyor. Tuvalet, banyo ortak. Tuvalet, bir delikten ibaret, yıllardır temizlenmemiş, su yok. Banyoda bir lavabo bir de karşısında bel boyunda tek bir musluk var, duş falan yok. Mutfak sıva, ev sahibinin insafa gelince birkaç saat akmasına izin verdiği kuyu suyuna hasret tencereler, üzerlerinde hamam böcekleriyle yerlerde beklemede. Onlara, soyulmuş sebze kabukları ve haşerat eşlik ediyor. Burası aynı zamanda evin hasta babasının ve 9 yaşındaki Robin'in de odası. Demir bir ranza, üstünde yatak niyetine nevresimsiz güveli, pireli bir yorgan, ve yatakta sosyal güvencesi ve parası olmadığı için belki de basit bir enfeksiyondan onu yatalağa çeviren bir hastalıktan müzdarip, işsiz, 8 çocuğunu nasıl geçindireceğini düşünen zavallı bir baba.


Diğer odada dünya tatlısı iki kızkardeş: İsuri ve Menuka, yaşları 21 ve 25. İkisi de sosyoloji okuyorlar üniversitede. Kalan vakitlerinde çamaşır, bulaşık yıkıyorlar dökme sularla, akşam 9 da yatıp sabah 5'te kalkıp yogaya gidiyorlar manastıra, evlerine bir misafir geldiğinde dünyanın uzak köşelerinden, onlarla ilgileniyorlar. (bkz. couchsurfing)


Odada iki adet tahtadan baza bozması, üzerlerinde yatak niyetine birer battaniye, minicik bir dolap ve bir masa. Hayatlarında köylerinden ve Kathmandu'dan başka bir yer görmediklerinden fakir olduklarının farkında değiller. Yerlerde duvarlarda dolaşan böcekler, susuzluk, elektriksizlik, havasızlık, kirlilik, devamlı pirinç- patates yemek, onlara koymuyor. O yokluk içinde gözleri ışıl ışıl. Kendileri bilmediklerinden başka türlüsünü, bizim için de normal sanıyorlar.


Bu yolculuğa çıkarken çeşit türlü zorlukla karşılacağımızı biliyordum ve kendimi hazılıyordum da, daha gelir gelmez 5 metrekarede elektriksiz oturmak, 4 kişi uyumak, ya da tahtalar her yanına battığı için uyuyamak, böcekler içine kaçacak diye kıyafetlerinle hiç susmayan köpekleri dinleyerek bu insanların hayatlarını düşünüp karşılaştırmalar yapmak, çişin gelince fare de vardır, kesin vardır diye korkup sabaha kadar tuvalete de gidememek, ayıp olmasın diye bahsi geçen mutfak koşullarında pişen yemeklerden yemek zorunda kalmak, insanlar elleriyle yerken elinde olmadan tiksinmek ve bakamamak, sonra kendinden de tiksinmek yargıladığın için, dibi görünmeyen bir bidondan bulanık bir tas suyla elini yüzünü yıkamak, dişlerini fırçalamak ve tüm bunlardan yaşadığın şaşkınlığı ev sahiplerine çaktırmamaya çalışmak...


Diğer taraftan hayatlarında hiç zeytin yememiş insanlara zeytin tattırmak, ille de lokum ikram etmek, ev sahibi aksi Sürahi Nine Nepal edition'a sevimlilik yapıp suları açtırmak, babaya kalsiyum sandozu denetip “iyi gelecek” deyip placebo etkisiyle hakkaten adama iyi gelmesi, Aslı'nın adamın raporlarına bakıp sorunun ne olduğunu anlayıp basit antibiyotik tedavisi ile bu işin hallolacağını anlatmasıyla adamcağızın yaşadığı sevinç, komşularla, köyden gelen akrabalarla tanışmak, daha uzaktakilerle 2 kelimecik de olsa telefonda konuşup, karşılıklı gülme krizine girmek, Robin'in okuluna gidip kapısız penceresiz devlet okulu nasıl oluyormuş görmek ve öğretmenlerden birinin katakullisiyle bir sınıfa 20 dakika öğretmenlik yapmak, İngilizce şarkı öğretmek, geç kalanlara şakacıktan fırça atıp çocukları güldürmek, tarif edilmez bir deneyim ve mutluluktu.


Hayatta yoğun deneyimler mutlaka çift taraflı oluyor, benim için de bu 4 gün zorlukları, mutlulukları, şaşkınlıklarıyla öyle oldu. Balici çocuklardan kaçıp, ara sokaklarda kaybolarak, kazıklanarak, rupi- tl hesapları yaparak, bir ishal, bir kabız olarak, bir sonraki günü planlamaya çalışarak bir süre daha Kathmandu'dayız. Sonra dağlara, köylere giderek derinlemesine Nepal'i keşfe devam.


Sana da Namaste Nepal, hoşbulduk!





3 comments:

ezra said...

Simdiden soyleyeyim, azili bir takipciniz var, o da ben :) Yeni yazilari merakla bekliyorum, yollar size yar! Esra

Zahar Pavloviç said...

bak şimdiden bir olgun, bir bilge geliyor sesin:) gittiğin yerlere geliyoruz, bizi yolun ortasında birbaşımıza bırakma. buradan nereye?

Anonymous said...

bak şimdiden daha bir olgun, daha bir bilge geliyor sesin:) peşinden geliyoruz, bizi birbaşımıza bu bilmediğimiz yerlerde bırakma. buradan nereye?

aycan